Katledilen çocukların hesabı, yayın yasaklarıyla örtülemeyecek; bu kokuşmuş düzenin aktörleri, o sınıflarda dökülen kanın bedelini er ya da geç hukuk önünde ödeyecektir.
Posts by Politi 𒉭
"Geleceksizlik, yoksulluk ve adaletsizlik" zehrini ülkenin damarlarına zerk eden bu rejimi yıkmadan; eğitimde mafya dizilerini, tarikatçı kadrolaşmayı ve kar amaçlı sömürüyü söküp atmadan okullarımız güvenli bir liman olamaz.
X-ray cihazlarıyla, artırılan güvenlikçi politikalarla ve yüzeysel kınamalarla geçiştirilemeyecek kadar derin bir sınıfsal ve politik çürüme yaşanmaktadır.
Yıkımın mimarları, ölümlerin ardından timsah gözyaşları döküp "yayın yasağı" kalkanına sığınarak sorumluluktan kaçamazlar. Siyasi rakiplerini, gazetecileri ve muhalifleri kovalamaktan asıl işini unutan Emniyet, İçişleri ve Adalet Bakanları, toplumun can güvenliğini kasıtlı olarak iflas ettirmiştir.
Çocuğu tarikat yurtlarına, "torba, torna, takke" üçgenine ve mafya raconuna mahkum eden, ona yaşanabilir bir gelecek umudu bırakmayan bu sistem, cinayetlerin azmettiricisidir.
16 yaşındaki çocukların 30 bin lira için tetikçilik yaptığı, uyuşturucu ve çeteleşmenin yoksul mahallelerde devlet gözetiminde olağanlaştığı bu düzende; MESEM garabetiyle çocukları patronlara ucuz ve güvencesiz işgücü olarak satan Aile ve Eğitim Bakanlıkları, bu şiddet sarmalının mimarlarıdır.
Sınıflardaki bu katliamlar, toplum mühendisliğinin bilinçli bir sonucudur. Televizyon ekranlarında eşcinsel bir karaktere dahi sansür uygulayan RTÜK, belinde silahla racon kesen, mafya övgüsü yapan, kelle kesen hırbo karakterleri gençliğe "kahraman" olarak pompalamıştır.
Tekin ve şürekası, laiklik bildirgesine imza atan gazetecileri, aydınları ve STK temsilcilerini mahkemelerde süründürmekle meşgulken, silahlı saldırganlar elini kolunu sallayarak okullara girip çocukları katletmektedir.
Okulların kapısına kadrolu güvenlik görevlisi tahsis etmeyip bütçeyi tarikatlara ve sermaye aflarına akıtan bu zihniyet, eğitim emekçileri Şanlıurfa’daki saldırıyı protesto etmek için sokağa çıktığında, karşılarına güvenlik değil, toma ve barikat diken faşizan devlet aklının ta kendisidir.
Ekrem İmamoğlu'nun tüm çıplaklığıyla ifşa ettiği o özel kararnamelerle doçentlik ve profesörlük süreleri atlanarak paraşütle rektör ve bakan yapılan bu "kararname çocuğu", Türkiye eğitim tarihinin gördüğü en liyakatsiz ve en tehlikeli figürdür.
Bu kanlı tablonun baş faili, oturduğu koltuğun hakkını vermek yerine laikliğe savaş açmayı kendine meslek edinen, okullarda Kabe ilahisi dinletmekle övünüp sınıflara bir kalıp sabun koymaktan aciz olan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'dir.
"Türkiye Yüzyılı" dedikleri o illüzyon, 8. sınıf çocuklarının okullara cephanelikle girip katliam yaptığı bir "Küçük Amerika" distopyasına dönüşmüştür.
12-13 yaşındaki çocukların katledilmemek için can havliyle camlardan atladığı, öğretmenlerin cansız bedenlerinin sınıflarda yattığı bu tablo, eğitimi cemaatlerin ve mafyatik kültürün oyun alanına çeviren, devleti bir çete düzeninin koruyucusu haline getiren sistematik bir siyasal cinayettir.
Saray rejimi 23 yıllık yıkım projesinin finalini, kan gölüne dönen okul koridorlarında ve çocuk tabutlarının başında izliyor.
Dün Şanlıurfa Siverek’te başlayan silahlı vahşet, bugün Kahramanmaraş’ta devam ediyor.
Umarım hala bunları takip eden, muhalif zanneden yoktur aramızda.
Bu harami düzeni, sandıkta kaybettiği o pazar gecesinin korkusuyla devletin kolonlarını kesmekte, ancak kendi sonunu hazırlamaktan başka bir şeye yaramamaktadır. Sandığın iradesini kelepçeleyenlerin hükmü, o sandık tekrar kurulduğunda tarihin çöp tenekesinde kesinleşecektir.
Devletin tüm zor aygıtlarını kullanarak seçilmiş başkanları zindanlara atan, belediyelere çöken ve halkın iradesini terörize eden bu yapı, yenilgiyi muhalefete değil, doğrudan kendi siyasi meşruiyetine öğretmektedir.
Baskıya, kumpaslara ve kara düzene teslim olmayacağını ilan eden CHP'nin karşısına çıkarılan bu tablo, aslında iktidarın kendi çaresizliğinin aynasıdır.
31 Mart 2024’te CHP'nin zaferine iktidarın verdiği yanıt, siyasi tarihe kara bir leke olarak geçen eşi görülmemiş bir tasfiye operasyonudur. CHP’nin o büyük zaferle kazandığı 32 il belediyesinden altısına operasyon düzenlenmiş, toplam 25 belediye başkanı tutuklanmıştır.
31 Mart 2024’te kazanılan tarihi zafer, iktidarın demokratik tahammül sınırlarını yerle yeksan etti. Bugün yaşanan yargı terörünün, hukuksuz operasyonların ve siyasi kıyımların tek sebebi, işte bu iki sene öncesinin o derin kini ve bastırılamayan intikam duygusudur.
Bundan tam iki yıl önce, 31 Mart 2024’te Cumhuriyet Halk Partisi, yüzde 37,7 oy oranıyla 1977’den bu yana ilk kez Türkiye genelinde birinci parti konumuna yükselip 14 büyükşehir ve 21 il belediyesini kazandığında, Saray rejiminin temelleri sarsıldı.
Hukuku bir suikast silahına çevirerek kurdukları bu harami düzeni, eninde sonunda kendi kazdıkları o zifiri karanlık kuyuda boğulmaya mahkumdur.
17 milyon insanın helal oyunu terörize eden, kazanmadığı belediyelere yargı eliyle çöken ve muhalefeti teslim almaya çalışan bu mafyatik devlet aklı, milletin o muazzam sessiz öfkesine çarpıp paramparça olacaktır.
Ancak kurdukları bu kumpaslar, iktidarda kalışlarını değil, yıkılışlarını hızlandırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.
Siyasal meşruiyetini yitiren, ekonomik çöküşün altında ezilen ve hiçbir krizi yönetemeyen bu iktidar, çareyi CHP'yi kriminalize ederek muhalefetsiz bir seçim ortamı yaratmakta aramaktadır.
Özgür Özel’in altını çizdiği gibi; bu darbe doğrudan Cumhuriyet rejimine, seçme ve seçilme hakkına indirilmiş bir baltadır.
Yıllarca "milli irade" sakızını ağızlarından düşürmeyenler, sandıktan ilk defa ikinci parti olarak çıktıklarında o iradeyi postallarla, polis koçbaşlarıyla ve güdümlü savcı talimatlarıyla ezmeye kalkışarak asıl niyetlerini kusmuşlardır.
İstanbul'da kazanılan 26 ilçenin 11'inde başkanların tutuklanması, Esenyurt'tan Şişli'ye, Antalya'dan Adana'ya uzanan bu yargı terörü, iktidarın sandıkta yenemediği rakibini mahkeme salonlarında tasfiye etme çırpınışıdır.
CHP'ye yapılanlar topyekûn bir siyasi kırım operasyonudur. 31 Mart 2024'te nüfusun yüzde 65'ini, ekonominin yüzde 85'ini yönetme yetkisini CHP'ye veren millet, bugün kendi oylarının yarısının cezaevlerine veya kayyım gasplarına kurban edildiğini izlemektedir.
Bayrampaşa ve Beykoz'da irade gaspıyla AKP'ye geçirilen belediyelerde hukukun nasıl anında buharlaştığı, bu kirli sistemin en net itirafıdır.