Advertisement · 728 × 90

Posts by Burcu Ünlü

“Sadaka” kelimesi çok incitici değil mi ya? İhtiyacı olanı değil, verenin merhametini yüceltiyor. Yoksulluğu değil, kibri besliyor. Bir el verirken öbürü alkış bekliyor.

10 months ago 4 0 0 0

Arkadaşımla bir konu hakkında konuşuyoruz. “Ama kanunda böyle yazıyor, uygulanması lazım.” dedi. Canım benim… Hâlâ hukuk devletinde yaşadığını sanıyor.

10 months ago 4 0 0 0

Taşeron düzeninize, güvencesizliğe, açlık sınırına mahkûm edilenlere selam olsun.
Yaşasın 1 Mayıs!
Yaşasın Emek Bayramı!
Ve yaşasın her şeye rağmen onuruyla yaşayanlar!

#1Mayıs

11 months ago 10 0 0 1

Ve belki de en çok bu yüzden, bu kitap kapanınca bir soru kalıyor aklımızda:
“Ben hangi bağlarımı kaybettim, hangilerini onarabilirim?”

Tavsiye ederim, bana çok iyi geldi. (11)

11 months ago 6 0 0 0

Okurken sık sık düşündüm: Biz insanlar hikâyelerle iyileşiyoruz. Johann Hari bize kendi hikâyesini sunmuyor sadece, hepimizin içinde bir yerlerde yankılanacak bir ortak hikâye anlatıyor. (10)

11 months ago 4 0 0 0

İyileşmenin sadece reçetelerde değil, kaybettiklerimizi –bağlarımızı, anlamlarımızı, birbirimizi– geri kazanmakta olduğunu hatırlatıyor. (9)

11 months ago 3 0 0 0

Elbette eleştirilecek yönleri var. Bazı çıkarımları fazla idealist bulunabilir; gerçek dünyanın acımasızlığı karşısında fazla naif kaldığı anlar da oluyor. Ama belki de, tam da bu yüzden, “Kaybolan Bağlar” yalnızca bir depresyon kitabı değil: Bir direnme çağrısı. (8)

11 months ago 4 0 0 0
Advertisement

Özellikle “anlamlı iş”, “doğa ile bağ”, “topluluk duygusu” gibi bölümler, kendi hayatına dışarıdan bakmaya cesaret eden herkesi bir nebze iyileştiriyor. (7)

11 months ago 4 0 0 0

Hari’nin dili akıcı, yer yer şiir gibi; samimiyeti de satır aralarından taşıyor. Yargılamak yerine anlamaya çalışıyor. Reçete vermiyor, çözüm yolları gösteriyor. (6)

11 months ago 4 0 0 0

Hari, tıp bilimine de tamamen sırt çevirmiyor; antidepresanların belli koşullarda faydalı olabileceğini teslim ediyor. Ama ardından şu büyük resmi çiziyor: Toplumun bağlarını tamir etmeden, bireyin ruhunu onarmak mümkün mü? (5)

11 months ago 3 0 0 0

Kitabın en çarpıcı yanı, insanı suçlamaması. Çaresizliğimizi “senin hatan” diye yüzümüze vurmuyor. Tam tersine, sistemli bir yalnızlaştırmanın, değersizleştirmenin, köksüz bırakılmanın sonucu olarak depresyonu ve kaygıyı anlatıyor. (4)

11 months ago 4 0 0 0

İşini kaybeden işçilerden, yalnızlığa mahkûm edilen insanlara, umutsuz şehirlerden doğaya kaçanlara kadar pek çok hikâyeyi bir araya getiriyor. Ve sormaya cesaret ediyor: “Mutluluk ilaçla mı gelir, yoksa anlamla mı?” (3)

11 months ago 4 0 0 0

Hari, kendi uzun süreli depresyon mücadelesinden yola çıkarak, dünyayı dolaşıyor ve sadece bireysel bir travma değil, toplumsal bir hastalıkla karşı karşıya olduğumuzu gözler önüne seriyor. (2)

11 months ago 4 0 0 0
Post image

Depresyonu hep bir kişisel arıza, beynimizin içinde bir hata, kimyasal bir dengesizlik gibi öğrendik. Johann Hari ise “Kaybolan Bağlar”da sarsıcı bir cesaretle başka bir hikâye anlatıyor: Belki de sorun bizde değil; koparıldığımız bağlarda. (1)

11 months ago 9 1 10 0
Post image

#yozgat

1 year ago 23 1 0 0

Kitap okumayan arkadaşlarınızı okumaya teşvik edin. Ama doğrudan eline Kapital vermekle de başlamayın. :)) Önce Küçük Prens’le ısınılır, klasikler okunur, sonra yavaş yavaş Gramsci’ye geçilir. Cehalet bu düzenin çimentosudur. Okumadan devrim olmaz, bilinç örgütlenmeden doğmaz.

1 year ago 175 14 8 1
Advertisement

Çok okumalıyız. Öğrenmeliyiz. Unutmayın: Cahil bırakılan halk, zincirlerini bile kutsal sanır. Kitap okumayan göz, sömürüye kör kalır. Bu düzenin çarkı, halkın bilgisizliğiyle döner. Kırın o çarkı—okuyun.

1 year ago 25 1 0 0

Kaldır başını kan uykulardan
Böyle yürek böyle atardamar
Atmaz olsun
Ses ol ışık ol yumruk ol
Karayeller başına indirmeden çatını
Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm
Alıp götürmeden büyük denizlere
Çabuk ol!

Rıfat ILGAZ

1 year ago 26 1 0 0
Post image Post image

İnstagramda “parankimincebinde” diye bir hesap var. Gerçekten çok araştırıp yazıyor, haberiniz olsun.

1 year ago 10 3 0 0

Milan Kundera, belleğin kaybını tiranlığın silahı ilan etti. Nazım, zindanlarda bile konuştu. James Baldwin, “suskunluk öldürür” dedi. İnandıkları şey uğruna bedel ödemeye razıydılar. Sanatçının sesi, sadece estetik değil, etik bir mevcudiyettir. Sesini yutan sanat, tiranların duvar süsüdür.

1 year ago 18 0 0 1

Seni işe almaz, aç bırakır. Konuşursan susturur, direnirsen hapseder. İçeriye giremediysen dışarıda yaşamaya da hakkın yoktur. Bu düzen sadece kendi çemberine merhametlidir.

1 year ago 27 0 0 0
Post image
1 year ago 16 3 1 0

Benim hiçbir şeye sabrım kalmadı. Sıfırı tükettim.

“Eti geçti, duydun mu?
Bıçak kemikte.”

Via: @burcuunlu.bsky.social

1 year ago 7 1 0 0
Post image

Anlamak, düşünmek, sorgulamak gerekiyor. Okuyalım bakalım.

1 year ago 21 1 0 0

Güne lâik atak geçirerek başladım yine.

1 year ago 13 0 1 0

Al benden de o kadar. Fakirlik çok zor.

1 year ago 0 0 0 0
Advertisement

Tesadüf işte 🥹

1 year ago 0 0 0 0

Bugün harcayacak hiç param olmadığını fark ettim. 🦦

1 year ago 35 5 1 0

“Sanatçıların sadaka için açgözlü insanların peşinde koşması ve en iyisini hak edenlerin aptallar tarafından baskı altından tutulması, zamanımızın içler açısı durumudur.” dedi Thomas Nashe, 1592’de.

1 year ago 33 2 0 0