“Sadaka” kelimesi çok incitici değil mi ya? İhtiyacı olanı değil, verenin merhametini yüceltiyor. Yoksulluğu değil, kibri besliyor. Bir el verirken öbürü alkış bekliyor.
Posts by Burcu Ünlü
Arkadaşımla bir konu hakkında konuşuyoruz. “Ama kanunda böyle yazıyor, uygulanması lazım.” dedi. Canım benim… Hâlâ hukuk devletinde yaşadığını sanıyor.
Taşeron düzeninize, güvencesizliğe, açlık sınırına mahkûm edilenlere selam olsun.
Yaşasın 1 Mayıs!
Yaşasın Emek Bayramı!
Ve yaşasın her şeye rağmen onuruyla yaşayanlar!
#1Mayıs
Ve belki de en çok bu yüzden, bu kitap kapanınca bir soru kalıyor aklımızda:
“Ben hangi bağlarımı kaybettim, hangilerini onarabilirim?”
Tavsiye ederim, bana çok iyi geldi. (11)
Okurken sık sık düşündüm: Biz insanlar hikâyelerle iyileşiyoruz. Johann Hari bize kendi hikâyesini sunmuyor sadece, hepimizin içinde bir yerlerde yankılanacak bir ortak hikâye anlatıyor. (10)
İyileşmenin sadece reçetelerde değil, kaybettiklerimizi –bağlarımızı, anlamlarımızı, birbirimizi– geri kazanmakta olduğunu hatırlatıyor. (9)
Elbette eleştirilecek yönleri var. Bazı çıkarımları fazla idealist bulunabilir; gerçek dünyanın acımasızlığı karşısında fazla naif kaldığı anlar da oluyor. Ama belki de, tam da bu yüzden, “Kaybolan Bağlar” yalnızca bir depresyon kitabı değil: Bir direnme çağrısı. (8)
Özellikle “anlamlı iş”, “doğa ile bağ”, “topluluk duygusu” gibi bölümler, kendi hayatına dışarıdan bakmaya cesaret eden herkesi bir nebze iyileştiriyor. (7)
Hari’nin dili akıcı, yer yer şiir gibi; samimiyeti de satır aralarından taşıyor. Yargılamak yerine anlamaya çalışıyor. Reçete vermiyor, çözüm yolları gösteriyor. (6)
Hari, tıp bilimine de tamamen sırt çevirmiyor; antidepresanların belli koşullarda faydalı olabileceğini teslim ediyor. Ama ardından şu büyük resmi çiziyor: Toplumun bağlarını tamir etmeden, bireyin ruhunu onarmak mümkün mü? (5)
Kitabın en çarpıcı yanı, insanı suçlamaması. Çaresizliğimizi “senin hatan” diye yüzümüze vurmuyor. Tam tersine, sistemli bir yalnızlaştırmanın, değersizleştirmenin, köksüz bırakılmanın sonucu olarak depresyonu ve kaygıyı anlatıyor. (4)
İşini kaybeden işçilerden, yalnızlığa mahkûm edilen insanlara, umutsuz şehirlerden doğaya kaçanlara kadar pek çok hikâyeyi bir araya getiriyor. Ve sormaya cesaret ediyor: “Mutluluk ilaçla mı gelir, yoksa anlamla mı?” (3)
Hari, kendi uzun süreli depresyon mücadelesinden yola çıkarak, dünyayı dolaşıyor ve sadece bireysel bir travma değil, toplumsal bir hastalıkla karşı karşıya olduğumuzu gözler önüne seriyor. (2)
Depresyonu hep bir kişisel arıza, beynimizin içinde bir hata, kimyasal bir dengesizlik gibi öğrendik. Johann Hari ise “Kaybolan Bağlar”da sarsıcı bir cesaretle başka bir hikâye anlatıyor: Belki de sorun bizde değil; koparıldığımız bağlarda. (1)
Kitap okumayan arkadaşlarınızı okumaya teşvik edin. Ama doğrudan eline Kapital vermekle de başlamayın. :)) Önce Küçük Prens’le ısınılır, klasikler okunur, sonra yavaş yavaş Gramsci’ye geçilir. Cehalet bu düzenin çimentosudur. Okumadan devrim olmaz, bilinç örgütlenmeden doğmaz.
Çok okumalıyız. Öğrenmeliyiz. Unutmayın: Cahil bırakılan halk, zincirlerini bile kutsal sanır. Kitap okumayan göz, sömürüye kör kalır. Bu düzenin çarkı, halkın bilgisizliğiyle döner. Kırın o çarkı—okuyun.
Kaldır başını kan uykulardan
Böyle yürek böyle atardamar
Atmaz olsun
Ses ol ışık ol yumruk ol
Karayeller başına indirmeden çatını
Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm
Alıp götürmeden büyük denizlere
Çabuk ol!
Rıfat ILGAZ
İnstagramda “parankimincebinde” diye bir hesap var. Gerçekten çok araştırıp yazıyor, haberiniz olsun.
Milan Kundera, belleğin kaybını tiranlığın silahı ilan etti. Nazım, zindanlarda bile konuştu. James Baldwin, “suskunluk öldürür” dedi. İnandıkları şey uğruna bedel ödemeye razıydılar. Sanatçının sesi, sadece estetik değil, etik bir mevcudiyettir. Sesini yutan sanat, tiranların duvar süsüdür.
Seni işe almaz, aç bırakır. Konuşursan susturur, direnirsen hapseder. İçeriye giremediysen dışarıda yaşamaya da hakkın yoktur. Bu düzen sadece kendi çemberine merhametlidir.
Benim hiçbir şeye sabrım kalmadı. Sıfırı tükettim.
“Eti geçti, duydun mu?
Bıçak kemikte.”
Via: @burcuunlu.bsky.social
Anlamak, düşünmek, sorgulamak gerekiyor. Okuyalım bakalım.
Güne lâik atak geçirerek başladım yine.
Al benden de o kadar. Fakirlik çok zor.
Tesadüf işte 🥹
Bugün harcayacak hiç param olmadığını fark ettim. 🦦
“Sanatçıların sadaka için açgözlü insanların peşinde koşması ve en iyisini hak edenlerin aptallar tarafından baskı altından tutulması, zamanımızın içler açısı durumudur.” dedi Thomas Nashe, 1592’de.