📢 #EmekliyeAdalet Floodu
📌 **1/**
2025'te net asgari ücret: 22.104,67 TL
En düşük emekli maaşı: 14.469 TL
🔻 Fark: 7.635 TL
🔻 Emekli maaşı, asgari ücretin %65'i kadar.
🔗 Kaynak:
Posts by
"İKLİM KANUNU: ÇOCUK RESMİ GİBİ SUNULAN KÜRESEL KISKACA HAZIR MISIN?"
“Ne tatlı değil mi? Bir ağaç çizelim, bir papatya boyayalım, gökyüzü pırıl pırıl olsun...”
Ama bu sahnenin ardı çok daha karanlık.
Bu bir yasa değil, bir tasma.
Entellektüel derinlik yok.
Gerçek antiemperyalist siyaset yok.
Duygularla yönetilen, kolay ikna edilen iktidar çok.
Medya mı? Sahibinin sesi.
Kısacası: "ELVERİŞLİYİZ."
Ama bu bir oyun değil.
Bu, globalistlerin milyarlarca dolarlık yeni düzen projesi.
Pandemiyi cebinden çıkaracak bir finansal ve ideolojik kıskaca hazırlanıyoruz.
Ve evet — pilot ülke biziz.
Çünkü bizde:
İKLİM KANUNU: ŞEKER KAPLI ZEHİR
Bunu anaokulu faaliyeti gibi sunuyorlar:
"Ağaç çiz, papatya boya, gökyüzüne gökkuşağı ekle…"
Fırsat eksikliği, potansiyelin önünde bir engel değil; fazlası ise çoğu zaman hedefin önündeki sis perdesidir.
Ve işte o zaman Marx, sadece duvarda bir poster olur; altındaysa emlakçı broşürleri dizilir.
“Sol Belediyecilik ve Neoliberal Kentleşme: Bir Çelişkinin Anatomisi”
— betonun sol yanında saf tutanlar üzerine —
Sonuç:
Sol, kendi içindeki sınıfsal yüzleşmeyi yapmadığı sürece; şehir planlaması, emekçi sınıfların yaşam alanları ve mülkiyet meselesi hep yüzeyde kalır. Kutsal metin gibi okunan kitaplar, politik kılavuzluk değil, nostaljik fetiş olur.
Rantçı yapı Erdoğancı olunca kötü, ama sosyal demokrat olunca mı masum? Rant, sadece el değiştirince temizlenmiş mi oluyor? Hayır. Asıl sorun, bu sistemin kendi doğasıdır. Marx’ın ortaya koyduğu tam da bu “yapısal” gerçekliktir.
Marx’ın kent hakkı düşüncesine taban tabana zıt bir tablo. Ama ne gam! Yeter ki sloganlarda “halka hizmet” densin…
4. Rantın el değiştirmesi, yapının aynen kalması:
Sorun sadece "kim yönetiyor?" değil, "nasıl yönetiyor?" sorusudur.
3. İmaj solculuğu – sınıfsal körlük:
Yollar, metrolar, parklar yapılırken kimin için yapıldığı sorusu sorulmuyor. Kent, orta sınıfa yönelik bir yaşam alanına dönüştürülüyor. Emekçi sınıflar ya dış mahallelere itiliyor ya da görünmez kılınıyor. Bu,
sermayeye yeni rant alanı yaratıyor. Gecekondu yıkımıyla övünen solcu belediyecilik, halkın değil, kapitalin yanında saf tutmuş oluyor.
2. Gecekonduya düşman, AVM’ye dost şehircilik:
Marx'ın savunduğu, halkın mekânsal yaşama hakkıydı. Ancak bugün sol maskesiyle yönetilen belediyeler, dar gelirli kesimin yaşadığı bölgeleri “kentsel dönüşüm” kisvesiyle tasfiye ediyor. Yerine dikilen rezidanslar,
Örneğin İBB’nin onlarca iştiraki bugün büyük bir holdinge dönüşmüş durumda. İhaleler, iştirakler arasında “şeffaflık” görünümüyle dağıtılıyor. Yani devletle değil, sadece iktidarla sorunları var.
1. “Kamuya ait olanı halka vermek” yerine, “halka ait olanı şirketleştirmek”:
Sol söylemle seçilen bazı yerel yönetimler, özelleştirmeye karşı gibi görünürken, belediye iştirakleri aracılığıyla şirketleştirmeyi yeniden üretiyor.
Marx’ı okur gibi yapanlar, aslında Marx’ın anlattığı sınıf gerçekliğinin tam da içinden sesleniyorlar – ama o sesi bastırmak için.
Şimdi sana sorayım: Bu kafa ile kamuculuk yapılır mı?
Ya da kent, halk için mi planlanır; yoksa imar planı, sermaye için mi yazılır?
diyen bir çifte standart. Sermaye karşıtlığı, sadece rakibe karşı değil, kendi saflarında da geçerli olmalıydı; ama ne yazık ki Türkiye’de bu çoğu zaman bir “ritüel” olarak yaşanıyor.
Bu durumda ortaya çıkan tablo şudur:
duygusal ve ideolojik bir safsatadır.
Bu, solun kendi iç çelişkisidir: Bir yandan “rant düzeni”ne karşı olduklarını söyleyip, diğer yandan o rant düzeninin temsilcisiyle devlete karşı sokak siyasetini kutsamak. Yani “devlet kötüdür, ama bizimkiler ranttan yiyorsa sorun yok”
Sol ideolojiyi sahiplenip onun kutsal metinleri gibi davranan bazı çevreler, sınıfsal analiz yerine aidiyet refleksiyle hareket ediyor. Ekrem İmamoğlu gibi müteahhit kökenli, kent yönetimini neoliberal modelle sürdüren bir figür için “devrimci savunma”ya girişmek; teorik değil,
Marx’ın bu tespiti, bugünkü İstanbul gibi kentlerde bizzat yaşanan bir gerçekliktir: Müteahhit mantığıyla büyüyen şehirler, halkın değil, sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillenir.
Ancak mesele şu:
Marx’ın Kapital’de ve Grundrisse'de anlattığı kentsel toprak rantı meselesi, kapitalist kentleşmenin temel sömürü araçlarından biridir. Londra örneğinde sermaye birikiminin, konut spekülasyonu ve inşaat üzerinden nasıl halkın aleyhine işlediğini gözler önüne serer.
katılımcı kamu yaratılmalıdır.
Aksi takdirde, sol yalnızca yöneten olarak değil,
sistemin yeniden üreticisi olarak anılacaktır.
Ve Marx, bir kez daha duvardan bakacaktır:
“Bu sefer halkı değil, kendinizi kandırdınız.”
1. Barınma hakkı kutsaldır; mülkiyetin değil, insanın lehinedir.
2. Kent hizmetleri sınıfsal eşitsizliği azaltmalıdır.
3. Planlama, sermayeye göre değil, toplumsal ihtiyaca göre yapılmalıdır.
4. Kentsel dönüşüm değil, kentsel onarım esas olmalıdır.
5. Şirketleşmiş kamu değil,
Sonuç: Solun Kentle Sınavı
Eğer sol, kentleri gerçekten halk için dönüştürmek istiyorsa,
şu beş ilkeye sarılmalıdır:
Sol, rantı yönetmeye değil, dönüştürmeye talip olmalıdır.
Ama bunu yapmaz. Çünkü düzenle çatışmak yerine,
düzenin içinde alan kaplamayı seçer.
Ve bu tercih, Marx’ın tarif ettiği “devrimci yıkım”ın değil,
“reformist uzlaşma”nın izdüşümüdür.
IV. Rantın Sol Hali Yoktur
En büyük illüzyon şudur:
Rant, eğer kamunun elindeyse meşrudur.
Oysa rantın rengi yoktur.
İster sağcı müteahhit dağıtsın, ister sosyal demokrat iştirak...
Rant, emeği değil, sermayeyi büyütür.
İstanbul, Ankara, İzmir örneklerinde gördüğümüz üzere:
Ve Sol,
“halka rağmen halkçılık” üretir.
Marx’ın “mekânın sınıfsallığı”na işaret ettiği noktada,
sol belediyecilik çoğu zaman sınıf körlüğüne düşer.
Kimin yaşadığı değil, nasıl göründüğü önem kazanır.
İmaj, özün yerine geçer.
Böylece solun kent politikası bir halk projesi olmaktan çıkar,
bir seçim vitrinine dönüşür.
III. Solun Yitirdiği Soru: “Kimin İçin?”
Belediye hizmeti üretmekle övünürken unutulan temel bir sorudur bu:
Bu hizmet kimin için?
Bu park, bu yol, bu bina…
Kimin kullanımına açık, kime göre düzenlenmiş?
rezidansta yaşayanlardır.
Sol, bu dönüşümü “planlama” adı altında sunar.
Ve plan, halktan değil, pazarın kodlarından alınmadır.