İlişkilerdeki mottosunu B. Brecht’e atıfla “beni güldürmeyen şeye güler geçerim” olarak uygulamaya çabaladığını söylerdi; değerli, iyi bir insandı, iyi bir arkadaştı, dostluktan, iyilikten başka bir şey bilmedi, bütün iyi ve güzel sıfatları hak ederek gitti, nur içinde yatsın.
Posts by Akın Atalay
Üçüncüsü, bu suçtan tutuklama istemek de ne demek oluyor!
Ben müdafi olsaydım, sulh ceza hâkimine cebimden çıkarıp bir zarf içinde 5 bin lirayı uzatarak, “bunu dosyaya delil olarak sunuyorum, lütfen dosyaya koyun, zira tutuklama talep edilen suçun kanunda öngörülen cezası bu”derdim.
Avukatları “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçundan da tutuklamaya sevk etmişler😳.
Bu bilgi doğruysa inanılmaz bir şey bu!
Yahu arkadaş birincisi, asıl avukatı susturmak adil yargılamayı etkileme suçu olur.
İkincisi, avukat yargılamayı etkilemekle görevlidir zaten.
Bugün Silivri cezaevine ziyarete gittim, orada hapiste tuttukları insanlara bakınca gerçekten inanılır gibi değil tablo.
Bu tabloyu görüp de “sorunlar konuşarak çözülür, yargı sürecini bekleyelim, yargıyı rahat bırakalım” sözlerine hâlâ iyi niyetli ve makul bir yaklaşımmış muamelesi yapmak ayıptır.
B. Brecht’in “beni gülümsetmeyen şeye güler geçerim” sözünü şiar edinip, hakkıyla uygulayan kıymetli, yaratıcı, adil ve diğerkâm bir insandır Sırrı Süreyya Önder.
Ailenin, dostlarının, yoldaşlarının, memleketinin sana ihtiyacı var, behemahal iyileşmeni dört gözle bekliyoruz. Haydi!
Enseyi karartmayın!
Adalet bazen geç olsa da er geç yerini buluyor!
@timursoykan.bluesky.app
gibi gazetecilerden rahatsız olmalarının esas sebebi az sayıda olsalar bile seslerinin güçlü ve etkili olması, karşılık bulmasıdır.
Çünkü onlar hakikat ve adalet peşinde yılmadan, cesurca koşan, kamunun yararına habercilik yapan gazetecilerdir.
gençleri “tutuklama” kılıfıyla cezaevinde tutmanın akıl ve mantık kuralları ile çeliştiği açıktır.
Hukuktan aklı ve mantık kurallarını çıkardığınızda geriye kalan şey şiddettir ve sadece şiddetten ibaret bir yargı işleminin hukukla ilgisi olamaz, olsa olsa hukuksuz infaz olur.
#Gençleriserbestbırak
Hukuk kavramının içinde mantık ve akıl da vardır.
Akla ve mantık kurallarına uygun olmayan şey hukukla da ilgili değildir.
En az 3-4 yıl sürecek bir yargılama neticesinde ilerde hakkındaki suçlamadan dolayı mahkum edilse bile kanuna göre bir günden fazla cezaevine girmesi gerekmeyen öğrenci ve
gençleri, öğrencileri derhal tahliye etmeyerek, gündemi bunlarla kilitleyerek, iktidarın hedefindeki en büyük siyasi rakibini tasfiye operasyonu konuşulmasın, unutturulsun isteniliyor.
Bu projeye bilmeyerek destek olanlar da maalesef az sayıda değiller.
esas mesele olan @istanbulbld başkanı @ekrem_imamoglu ve çalışma arkadaşlarının haksız tutukluluğuna karşı milyonlarca insanın sıcak dayanışma ve tepkisini, protestoları sönümlendirmek istiyorlar.
Gerek Mahir Polat’ın, gerek bir gün dahi tutuklu kalması açık bir yasa ihlali olan
Ciddi sağlık sorunları olduğu apaçık olan @mhrpolat ın derhal tahliye edilmesi için adli tıp raporu beklenmesinin yasal bir gereklilik olmadığı aşikardır. Kaldı ki hukuk kuralları insani gerekliliklerin önüne geçemez.
Bu konuyu ve süreci kasıtlı olarak uzatıp gündemde tutarak,
İnsan onuruyla yaşar; demokratik olmayan bir devlette onurlu yaşamak mümkün değildir!
Yürütme gücünün tahakkümündeki yargı mekanizması ve yargı görevlilerinin adalet dağıtamayacağını söylemek çok basit, açık bir gerçeği ifade etmektir.
Türkiye’de yargı bağımsız değildir!
Türkiye demokratik bir devlet değildir!
Tersini söyleyen her kim olursa olsun yalan söylüyordur.
Bu nedenlerdir ki eğer yargı gücü bağımsız değilse o devlet demokratik bir devlet olamaz.
Bu veriler ışığında, ülkemize bakıldığında Türkiye Cumhuriyeti demokratik bir devlettir sözü de, bunu belirten anayasa hükmü de lâf-ı güzaftır.
Çünkü, yargı gücünün ve bu yetkiyi millet adına kullanan yargı görevlilerinin bir işlevi insanlar arasındaki uyuşmazlıkları hukuk kuralları çerçevesinde çözmek ise diğer ve daha önemli işlevi insanlarla devlet kurumları, idare organları arasındaki uyuşmazlıkları hukuk kurallarına göre çözmektir.
Dolayısıyla demokratik bir devlet ve demokrasi için esas belirleyici olan yargı erkinin hem şeklen hem reel olarak özellikle de yürütme erkinden bağımsız olması gereklilikten de öte bir zorunluluktur.
Güçler ayrılığı, demokrasinin olmazsa olmazı kabul edilir ve demokratik bir devletin temelidir.
Devletin üç temel erkinden yasama ve yürütme çoğu zaman ve çoğu devlette aynı siyasi partinin ya da anlayışın elinde bulunur.
Yasama ve yürütme gücü şeklen ayrı görünse de esasen birleşmiş haldedir.
Bazen cezaevinde aynı koğuşta, bazen aynı sokaklarda birlikte.
Kurtuluş yok tek başına!
Savunma yürüyor
Direniş sürüyor
@istanbulbarosu.bsky.social
Şu haksız, hukuksuz gözaltı ve tutuklamalara bir yandan da adeta teşekkür borçluyuz; durağan, edilgen siyasi hayatımıza bir dokundu, pir dokundu.
Hepimiz nerdeyse açlık grevine başlayacak kıvama geldik😂😂😂
Yarın sabah hayırlı bir yolculuk için hazırız!
Bekle bizi Ankara!
Bu memlekette sadece iktidarın aparatı olanlar yok; hakka, hukuka, adalete inanmış, bağımsız ve özgür hukukçular da var!
Gazeteci milleti (ama iliştirilmiş olanları değil) burada mı?
Neticede onlara ihtiyacımız var, doğru bilgi, nesnel haber için.
Hem belki onlar vasıtasıyla bizim de ileteceğimiz haber ve bilgiler olabilir.
Devlet Bahçeli’yi karşılayan onca insan arasında sadre şifa niyetine bir tek kadın bile olmaması partinin eril kültürü ve yapısı hakkında net bir fotoğraf değil mi?
yapılanma bozukluğundan, zayıflığından kaynaklanmış demektir.”
“Savcılar ve yargıçlar toplumun yararının gerçeği aramakta değil, suçu kanıtlamakta olduğuna inanmaktadırlar.”
“Sansürcüler ve genellikle başlarına buyruk davranan yargıçlar (ve savcılar), eğer bir yönetim için kaçınılmaz olmuşlarsa, bu, iyi örgütlenmiş yönetimin doğasından değil, tersine onun
Ülkemizdeki yargı ve adalet sisteminin çökmesinin ana sebebinin ne olduğunu bilmek ister misiniz?
260 yıl önce yazılmış modern ceza hukukunun başyapıtı sayılan eserden aktaralım.
Modern ceza hukukunun kurucusu ünlü İtalyan hukukçu Beccaria’nın tespiti bugün de geçerli:
“Eğer zorbalığın ruhu edebiyatla, okumayla bütünleşebilseydi, doğrusu çok korkardım!”.
Neyse ki, bizdeki egemen cahillerin edebiyatla, okumayla bir ilgisi yok.
Yenilgi onlar için kaçınılmazdır.
hayata, hayatın gerçeklerine kafa tutmaktır.
Cervantes’in roman kahramanı Donkişot yeldeğirmenleri ile çarpışırken bir şeyler anlatıyordu yüzyıllar önce, bugün hâlâ anlamayanlar var maalesef.
Modern ceza hukukunun kurucu babası, ünlü ceza hukukçusu Beccaria’nın ta 1776’da dediği gibi,
Ceza hukuku dersinde merhum Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer hocanın bu konu bağlamında söylediği, hatırlattığı bir vecizeyi hatırlıyorum:
“Mücrim çoğalınca cürüm zail olur”.
Yüzbinlerce kişinin boykot çağrısı yaptığı, yaydığı, desteklediği bir davranış ya da eylemi suç sayarak cezalandırma gayreti,