20 yılda tam 2.6 milyon hektar tarım arazimizi kaybettik. Doğal ve tarımsal alan kaybında Avrupa lideriyiz. Her yıl inşaatlar yüzünden 600 kilometrekare tarım arazisi ve 900 kilometrekare doğal alanı kaybediyoruz. Günde yaklaşık 600 futbol sahası büyüklüğünde toprağımız gidiyor.
Posts by Mete Yolaş
Tarlada ucuz, rafta pahalı paradoksu yaygın kanının aksine bir piyasa başarısızlığı değil.
Tam tersine, az sayıda baskın aktörün lehine işleyen piyasanın, yani bir servet transferi mekanizmasının sonucu.
Bugün Venezuela'da yaşananlar, Brezilya'dan Afrika'ya kadar "Kendi gıdamı kendim üretirim" diyen herkese bir gözdağı niteliğinde.
Mesele Maduro'nun diktatör olması değil. Eğer Maduro, Amerika'nın istediği ticari kurallara uysaydı, bugün 'Diktatör' değil, 'Kardeşim Maduro' olarak anılacaktı.
Gıda güvensizliği yaşayan yurttaşın bakış açısı tünel gibi daralıyor. Tünelin ucundaki gıdaya o kadar odaklanıyor ki diğer hayati konuları göremez hale geliyor. Çocukluğunda gıda güvensizliği yaşayanlar, yetişkinlikte düzen ve güvenlik vadeden güçlü liderlere yönelebiliyor.
Gülşah hem dostum hem meslektaşımdı. İyi bir gıda mühendisiydi. İnsan ilişkileri çok kuvvetliydi. Mertti, karakterliydi, samimiydi. Olanı hisseder, çözüm arar, lafını kimseden esirgemezdi. Gülşah’la omuz verdiğimiz mücadelede bu sefer ben soracağım.
1,4 Milyon gıda denetimi yapıldı ama hâlâ "Yediğim güvenli mi?" diye soruyoruz. Rakamlar büyük ama güven neden yok?
Çözüm daha fazla denetimde değil, doğru denetimde saklı. Gıda denetim sistemimizdeki asıl kriz, sayıların arkasına saklanan nitelik sorunundan başka bir şey değil.
Sosyal demokrasi, "çantada keklik" oylar üzerinden değil; sorgulayan ve "biat kültürüne" teslim olmayan iradeyle yükselir. Mevcut yönetim anlayışı, korkuyla koltuklarını korumaya çalışırken neleri kaybediyoruz? TMMOB'da Teoman Öztürk ruhunu ve gerçek demokrasiyi arayanlar için.
Ülkemizde 1 milyona yakın gıda işletmesi var. Peki, bunların %80’inde gıda mühendisi çalıştırma zorunluluğu olmadığını biliyor muydunuz?
Mesleklerin birbiriyle konuşamaması, o boşluktan sızan çıkar grupları ve lobiler gerçeği var. Artık buna bir dur dememiz gerekiyor.
Yediğimiz yemeğin, konakladığımız otelin mutfak güvenliği, tamamen inisiyatife bırakılmış durumda. Bu, sürdürülebilir bir gıda politikası değil, davetiye çıkarılan bir felaket senaryosu.
Temel sorunlardan biri, iktidarın gıdayı sadece bir ticaret alanı olarak görmesi. Kimse elde ettiği fahiş kârdan vazgeçmek istemiyor.
Tarlada 5 lira olan ürün, markette neden 50 lira? Gıda fiyatlarındaki artışın asıl nedenleri fırsatçılık, denetimsizlik ve 'Hal' sorunları.
AB, Türkiye'nin 2025 yılı raporunda yine aynı uyarıyı yapıyor: “Geçen yılın tavsiyeleri uygulanmamıştır.” Bu uyarı yıllardır aynı. Gıda güvenliği, tarım ilaçları, hayvan hastalıklarında AB’nin azami standartlarına uyum bekleniyor. AKP iktidarı yıllardır kulak tıkıyor.
İktidar, bizim gıda güvencesi dediğimiz kavramı bile kabul etmiyor. Onlar için önemli olan tek şey gıda arz güvencesi. Yani raflar dolu olsun da, kimin aldığı, nasıl aldığı önemli değil.
Buzdağının görünmeyen yüzü soframızda: Gıda kaynaklı hastalıkların çoğu kayıtlara geçmiyor, sorun görünmez kılınıyor. Bağımsız bir Ulusal Gıda Güvenliği Kurumu olmadan bu kısır döngü kırılmayacak.
Bugün baktığımızda, süper gıdalar hala devasa bir pazar. Elbette 1900'lerdeki gibi rahatça radyasyonlu su satamıyorlar, ancak bu ürünlerin ardındaki bilimsel gerçeklikler ya da gerçek dışılıklar o dönemle neredeyse aynı.
1900'lerin başına, Amerika'ya gidiyoruz. O günlerde yaşananlar, bugün Türkiye'de gıda konusunda yaşadığımız sorunlara şaşırtıcı derecede benziyor. Ama sanmayın ki gıda politikalarındaki mücadele bitti.
Gıda politikalarının temelinde yatan en önemli sorun, sermaye sahiplerinin bitmek bilmeyen kar hırsı. M.Ö. 1750'de yazılan Hammurabi Kanunları’ndan bu yana, bizim de bugün mücadele ettiğimiz dert değişmemiş: Gıda sahtekarlığı.
Kısa vadeli gösteriler, uzun vadede yurttaşın gıda hakkını daha da zedeliyor. Gıda denetimi yapma yetkisi sadece Tarım ve Orman Bakanlığı’nda görevli, bu iş için özel eğitim almış personele ait. Bugün bakan bile gidip işlem yapamaz, talimat veremez.
Köy Meclisi ve Köy Bütçesi oluşturalım. Muhtarın yetkilerini bu meclise devredelim. Tarım ve gıda üretimini planlayalım. Tarım arazisi sahipliğini aile başına 15 dönümle sınırlayalım. Çiftçimizin ürününe alım garantisi verelim. Gıda taşımacılığını trenle güçlendirelim.
İktidarın kurduğu sermaye odaklı gıda sistemi, kamunun söz hakkını zayıflatıyor. Bu şartlar altında on binlerce gıda mühendisi atamak bile tek başına tabloyu değiştirmeyecek. Ulusal Gıda Güvenliği Kurumu’nu kurmalıyız.
Soframıza gelen meyve ve sebzenin neredeyse yarısının çöpe gittiğini biliyor muydunuz?
Yaş meyve-sebzenin %43'ü hatalı taşıma-depolamayla çöp oluyor. 1 milyar dolarlık bu israfın faturasını çiftçilerimizle birlikte biz ödüyoruz. Üstelik besin değeri düşmüş gıdalar tüketiyoruz.
Kentin mevcut gıda altyapısına göre gıda tedarik zincirini olabildiğince kısaltmamız gerekiyor. Lastik gibi uzattığımız gıda tedarik zinciri, gıda fiyatlarının artmasına, gıda güvenliğinin tehlikeye düşmesine ve şoklara karşı zincirin çökmesine neden oluyor.
Gıda işletmesinin gıda sahtekarlığı yaptığı mı tespit edildi? Bu işletmenin o yılki bütün gelirini suç geliri olarak değerlendirerek el koymalı ve bütün reklam faaliyetlerini durdurmalıyız.
Şeker-tuz-yağ diyetinin olmaması, asgari besin değerlerini taşımayan gıdaların varlığı, bilime dayalı değil sermaye ve lobilere dayalı politikalar yüzünden bu haldeyiz.
İktidar değiştiğinde hangi verilere sahip olacağımız da ayrı bir muamma.
Anlayacağınız, gıda güvenliği ve gıda güvencesinde AKP iktidarı dönemi kayıp.