Delirmenin eşiğinde tutuluyoruz. Korkutmaya devam etmek için , güldürmemek de gerekiyor. Ne garip, devletin en tepesinin tercih ettiği bu korkunç yönetim biçiminin küçültülmüş versiyonlarını hepimiz çalıştığımız yerlerde de görüyoruz, ara sıra tepeden gelen ani ve anlamsız değişiklikler, uyarılar.
Posts by Candost Demiröz
Evre'nin ölümü ile ilgili yazılar, haberler, yas paylaşımları arasında boğuldum. Insanların birbirine öfkesi bitmiyor, ve sanırım bu körüklenerek insanları uyuşturuyorlar. Çözüm arıyorum, mantığı ve sebepleri açıklayabiliyorum ancak ne yapmalı sorusuna verebildigim cevaplar korkutucu.
Maksat nedir? Tetkigi azaltmak, bu sırada hastanın tedavi olup olmadığı bu uygulamada dikkate alınmamış, hatta ek randevu gereklilikleri nedeniyle hastanın başvurudan caymasina/özel hastaneye başvuruya yönelmesine yola açacaktır. Maliyet azaltmak için ne gerekiyorsa yani.
Söz gelimi, depresif şikayetler ile gelen ve ek kronik hastalıkları olan bir hastamiz var diyelim. Hastanın tiroid fonksiyonlarını görmek istiyoruz, çünkü hipotiroidi depresif şikayetlere yol açabilir. Artık bunun için kendim tetkik isteyemem, bir dahiliye doktoruna gitmesi gerekecek, sonra gelecek.
Bugün itibariyle artık her doktor her tetkigi isteyemiyor, devletimiz gereksiz tetkiklerin önüne geçmeyi amaçlamış, tasarruf kapsaminda malum. Sorun şu ki, kısıtlama öylesine keskin yapılmış ki, gerekli tetkikleri de branş farklılıkları nedeniyle isteyemiyoruz. Bu işin sonunda randevu talebi artacak
Deniyorum, daha iyi olmaya, işimi iyi yapmaya, bu sırada hissetmek istemediğim ama maruz kaldığım sıkıntılara, ülke gündemine tahammül etmeye çalışıyorum, bu sırada sanki bunlardan azade gibi davranan, en az benim kadar eğitimli, görgülü insanlara bakıyor, öfkeleniyorum. Acziyetimize yanıyorum.
Sorun, “kimse olmamak” hissiyle baş edememek.
Ve bu his sadece erkeklerde değil herkeste var. Yeni kuşak eskisinden daha zayıf bir kişilik orgutlenmesi ile geliyor, öfke asıl hedefine değil, toplumun özgün kesimlerine yöneliyor. Sorun, ekonomik politik açıdan değerlendirilmeli, bunu talep etmeliyiz
Redpill ya da incel kültürü, sadece toksik erkeklikten kaynaklanmıyor.
Bu oluşumlar, toplumsal yersizliğe dair duygulanımın örgütlenmiş versiyonları.
“Bir yerde duramama”nın, “karşılık bulamama”nın politik-psikolojik biçimleri.
Ebeveyn figürünün kırıldığı, eğitim sisteminin tutarsızlaştığı, ekonomik mobilitenin çöktüğü bir dünyada, birey yalnızca “özgürlük”le baş başa kaldı.
Ve bu özgürlük, çoğu zaman boşluk demekti.
Yıllardır ilerleyen, içinde büyüdüğümüz bu dönüşümün sonuçları, artık ana akım tartışma konusu haline geliyor: z kusagi, ergenlik, redpillciler, inceller.. konuyu steril bir feminizm ya da neoliberal düzenin beşeri bilimlerinin önerdiği şekilde ele alabilir, ya da farklı bir yol izleyebiliriz.
Dün bunca olayın üzerine, hala "benim umrumda değil, zaten daha kötüye gidecek" diyen bir arkadaşım ile oturdum. Haklıydı kendince, psikolojisini koruyordu. Bu insanlara kızmayın, anlatırken hıncınızı onlardan almayın.
Boykotu el altından kötüleyen gazetecilerimiz, umarım umduğunuz gibi haklısınızdır ve biz halkı anlamıyoruzdur. Alternatif versiyonda alenen halkın direncini kırmayi reklamların kesilmemesi karşılığında kabul ediyorsunuz, ve ben guvenimin kırılmasından bıktım.
Liselerdeki isyan, öğretmenler için. Tuvaletlerin temizliği için. Okulların ödeneksizliği, eğitimin hak olmaktan çıkıp bir ürüne dönüştürülmesinin engellenmesi için. Buna olur öyle diyen, gençleri tehdit eden o müdürlere hak veren, makul gören herkes, kendi çıkarı için çocuklarını satan kimselerdir.
Proje okullarda öğretmen kıyımı yapılıyor. Milli eğitim bakanımız Dolores umbridge'e rahmet okutacak bir karakter. Genç çocuklar oturma eylemi yapıyor, ancak umursanmayacak, hayatlarının karartılmasi ile tehdit edilecekler. Bugünü ve geleceği karartanlardan hesap sormalıyız. #hakhukukadalet
Susturulmak zorunda kalanlar kadar, konuşmaktan vazgeçenler de var.
Çünkü her sözcük bir etiketle geri dönüyor.
Yanlış anlaşılma korkusu değil bu, anlaşılmamanın kesinliği.
Bu zor dönemin iyi yanı, ayrışmanın ise yaramadığını, etiketlerin çalışmadığını anlamak zorunda kalmamız sanırım.
#hakhukukadalet
Mahir bey nihayet hapishaneden çıkarıldı. Bu bir merhamet değil, hak gaspının halk talebiyle engellenmesidir. Uzun ömürler ve nice güzel başarılar diliyorum. Bu ülke yoksulluğu tanıyanların ve nefret etmeyenlerin önderliğinde ilerleyecek. Mücadele işe yarıyor, korkmak çözüm değil.
Unutmak istemek, yaşananların sürekliliğini kaldıramamaktır.
Buraya not düşüyorum. Okuyan varsa belki bu yük hafifler. Bireysel hafıza çöker, ama kolektif bellek örgütlenebilir. Kolektif bellek, yalnız kalanların hafızasının örgütlenmiş halidir. Kendi başımıza kalınca hiçbir şey anlamlı kalmıyor.
Bazı şeyleri hatırlamak istemiyoruz. Bu sadece kişisel değil. Toplumsal bir refleks olarak çok daha belirgin. Son haftalarda yaşananlar, görüntülerin değil duyguların silinmesine yönelik.
(Resim: Gerhard richter- September)
Byung-Chul Han "Yorgunluk Toplumu"nda şunu söylüyor: Modern birey, baskı altında değil; kendi performansını yeterli görmeyerek yıkılıyor.
Ama bu yıkım bireysel değil. Kendi içindeki düzenle, dışındaki düzenin çelişkisini taşıyamıyor.
Ve benzer kelimeleri başka yerlerde de duyuyorum: sokakta, protestolarda, sosyal medya yorumlarında. Herkes aynı şeyi farklı bağlamlarda söylüyor: “Devam edemiyorum.”
Klinik ortamlarda en çok duyduğum kelimeler: mutsuzluk tükenmişlik, odaklanamama, sabırsızlık, suçluluk. Bir de "bilemiyorum". Kimi zaman bu kelimeler bile bitkin, sadece bir durumu anlatmak için değil, artık konuşacak başka kelime kalmadığı için kullanılıyor.
"Dün akşam kalabalıktık. Ama herkes yalnızdı.”
Bu cümle bir gözlem değil, kolektif bir duygunun ifadesi.
Son günlerde sokakta, adliyelerde, hatta eylemde bekleyişte aynı şey hissediliyor: birlikteyiz, ama dağınık. Tepki var ama temsil yok.
Ve belki bu yorgunluk hasta ediyor bizi.
#hakhukukadalet
Ben kendime düşen olarak, belki politik psikoloji ve neoliberal toplumu tartışmak için basit floodlar oluşturabileceğimi düşünüyorum. Uzun erimli bir mücadelede, beyaz yakanın artık uzak gördüğü, yer yer aşağıladığı alt sınıftan çok farklı olmadığını hatırlaması, ortak çıkarlarını savunması gerek.
Selamlar. Buraya oldukça fazla insan göç etmiş olsa da, nihayetinde bir yankı odasında yalnızlardan oluşan bir topluluguz. O halde belki burada mevcut durum üzerinden başlayarak, dünyada ne olduğuna dair daha geniş bir inceleme yapmak iyi olabilir. Böylece yankı odası örgütlenmeyi sağlayabilir.
Kendi kendimize irademizi sürdürmeye çalışırken neyle mücadele ediyoruz tam emin olamıyorum. İktidar mı, yaşam tarzımız mı, tüketim alışkanlıklarımız mı..